2 Eylül 2013 Pazartesi

Doğa Merakım Nasıl Başladı


Serdar Kılıç’ın NTV’deki Doğada Tek Başına-Dağ Evi isimli programına denk geldim TV’de (O zamanlar henüz kendini bozmamıştı). Bolu’da bir yerde 1.300 m yükseklikte, kar yağışı altında, bir kuzinede sütlü-cevizli ekmek yaptı. Ekmeği öyle bir yaptı, öyle bir yedi ki ekrandan ekmeğin tadını aldım desem abartmış olmam her halde. Zamanla internetten bütün bölümlerini izledim programın.  Sonra Bear Gyrills’ten haberim oldu onu da izledim. Hemen hemen her gün Google Earth ten İstanbul etrafındaki ormanlara bakıyor internette gezi rotaları araştırıyorum. Tabi aralarda arkadaşlarımla beraber bizim doğa aktiviteleride başladı.

Anıl var bizim, Gönenli. Bir yıl kadar günün en az 18-20 saatini beraber geçirmek durumunda kaldık. Bazen 24 saatini ve günlerce. Evden işe, işten ve eve dönüş, akşam içmeleri sohbetler falan filan… Daha önceden denizde balıkçılığı yapmış Anıl. Beraber balığı çıkmakla başladı bizim doğa gezileri ve 1 yıldır devam ediyoruz.

Doğada geçirilen zamanın gerçekten eşsiz. Bilmediğiniz yerlerde genelde yapmadığınız şeyleri yapmak tüm duyularınızı harekete geçiriyor ve algınızı açıyor. Özelliklede farklı yerlere gidiyorsanız yaşadığınız her an yeni bir deneyim ve zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Mecburen (şimdilik) dönmek zorunda olduğunuz şehirdeki arkadaşlarınıza, doğada başınıza gelenleri anlatmak için sabırsızlanır ve anlatırken o anları tekrar tekrar yaşarsınız.

Beni doğaya iten sebeplerin başında İstanbul’un kalabalığı ve çilesi ve modern insanların sahte yaşamları olduğunu söyleyebilirim. Dünya çok garip bir yer olmaya başladı. İnsanlar çığırında çıktı, sanki herkes kafayı yemiş gibi. Yalancı, düzenbaz, hırslarını esiri, dalavereci, cahil, kültürsüz, samimiyetsiz vs. listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Türkiye’de yaşamak hepimizin bildiği sebeplerden ötürü başka birçok ülkede yaşamaktan çok daha zor.

Şehir yaşamında rahat yok. İnsanların birbirine saygısı kalmamış. Zincirlikuyu istasyonunda Metrobüse binip oturmayı başaranlardan bir rugby takımı kur Yeni Zellanda takımının karşısına çıkar. Enim ol başa baş mücadele ederler.

Teknolojinin gelişmesi ve şirketler arası rekabetin artması beni en çok rahatsız eden meselelerden biri. İçinde yaşadığımız çağda hayatınızı kolaylaştırmak için var olduğunu iddia eden ürünlerin/hizmetlerin hepsi yalan. Ne zaman ihtiyacınız olsa internet çalışmaz. GSM operatörünüzü yaşadığınız bir problem için aradığınızda saatlerce/günlerce sorununuzu çözemezsini. Sinirden delirirsiniz. Ama iş reklama gelince onlardan yalancısı yok. Yakında göz kapaklarımızın altına bile reklam yerleştirecekler uyku için gözlerimizi kapadığımızda Coca Cola içeceğiz Turkcell kullanacağız.

Bilgisayar, cep telefonu ve televizyon ekranlarına sıkışmış bir hayatı yaşıyoruz. Çocuklar bile şişman, kilo verme, rejim yapma derdinde.

Nedenlerim uzuyor farkındayım ancak bir parantezde siyasete açmak lazım. Lanet olsun bu ülkeyi/dünyayı yönetenlere. Hayatı her geçen gün daha da çekilmez kılıyorlar. Demokrasi adına işgaller, savaşlar, yasaklar bin bir türlü Bizans oyunları.

Uzun lafın kısası çok sıkıldım tüm bunlardan. Amacına ulaşmayan ya da ulaşsa bile neye hizmet ettiğiniz bilemediğimiz çabalardan. İnsanın içinden her şeyi bırakıp bir sahil kasabasına yerleşmek geliyor.


Doğa ile baş başa olmak, fiziksel aktivite içinde bulunarak temiz oksijen alarak, sigara içmeyerek, stres altında olmadan yaşamak istiyorum. Doğacak çocuğumunda (inşallah) 3 kuruş daha fazla kazanmak için sahte insanlarla sanal çekişmeler yaşamasını, hayatının yarısını master, doktora yapmak için harcamasını her şeye rağmen şehir hayatında zor şartlarda yaşamasını istemiyorum.   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder